Covid-19 Enfeksiyonu ile Etkin Mücadele için Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin

Covid-19 pandemisi sürecinde “yeni normal” olarak adlandırılan normalleşme sürecinde kuşkusuz sosyal mesafe, maske, el yıkama gibi tedbirleri normalleşme adına elden bırakmamak büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra normalleşme döneminde bağışıklık sistemini güçlendirecek önlemler almak da hem virüse karşı koruma, hem de enfeksiyonla daha etkin biçimde mücadele etme olanağı sağlıyor. Güven Çayyolu Sağlıklı Yaşam Kampüsünden Fonksiyonel Tıp Danışmanı Uzm. Dr. Murat Keklikoğlu, fonksiyonel tıp uygulamalarıyla bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik önerilerde bulundu. 

COVID-19 (Yeni Tip Koronavirüs) pandemisinden korunmak için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak büyük önem taşıyor. COVID-19 enfeksiyonu ve bağışıklık sistemi arasında nasıl bir ilişki var? 

Covid-19 için artık hepimizin bildiği sosyal mesafe, maske, el yıkama gibi klasik koruyucu önlemler kadar bağışıklığın optimum düzeyde çalışması büyük öneme sahip. Elbette koruyucu önlemlere kesinlikle uymalıyız ama bağışıklığımızı güçlendirecek bazı önlemleri de uygulamalıyız. Bir taraftan salgını nasıl durdurabileceğimizi tartışırken, bulaşmayı ve enfeksiyonun yaygın zararlarını önlemek için hızlı bir şekilde müdahale etmek gerekiyor. Bu arada, evde kalma, sosyal izolasyon, karantina, el yıkama ve maske takmak gibi temel koruyucu önlemler kesinlikle uygulanmalı, başka hiçbir destek ve önlem şu an için bunların yerini tutamaz. Temel önlemler gerekli ama acaba yeterli mi sorusu akla geliyor. “Peki başka ne yapabilirim?” diye sorduğunuzda ise buna verilecek ilk yanıt: Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için bazı adımlar atmak olacaktır. Bu adımları attığınızda, vücudunuza hem virüse karşı korunma hem de enfeksiyonla daha iyi mücadele şansı vermiş olacaksınız. Bağışıklık sisteminizin Covid-19 gibi virüslere karşı dengeli bir yanıt vermesi, ayrıca başka tedavilerin de etkinliğini artıracak, ya da etkili tedaviler ve aşı bulunana kadar virüsle karşılaşsanız bile vücut direncinizin yüksek kalmasını sağlayacaktır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için öncelikle doğru beslenme, şekerli gıdalardan, işlenmiş gıdalardan kaçınma, her renkten sebze ve meyvenin bolca tüketilmesi, yeterli protein alımı, düzenli, yeterli ve derin uyku, ılımlı dozda egzersizin yanı sıra bir de kronik stresten kaçınmak gerekiyor. Zira kronik stres bağışıklığı azaltıyor. 

Kronik hastalığı olanların COVID-19 enfeksiyonu açısından riskli grupta yer almaları da bağışıklık sistemi ile mi alakalı? 

Bu büyük ölçüde doğru. Kuşkusuz enfeksiyon riskinde kimi genetik faktörler ve yaş rol oynayabilir ama kronik hastalıklar diyabet, hipertansiyon, bazı otoimmün hastalıkları olanlar, kortizon ve bağışıklık baskılayıcı tedavi gören hastalar, kanser hastaları riskli bireyler. Bunların ortak noktası bağışıklığın bozulmuş olması ve kronik enflamasyon. Bağışıklık fonksiyonu tedavi veya hastalık nedeniyle baskılanmışsa veya vücutta bir kronik enflamasyon hali varsa virüsle mücadele zorlaşıyor. Her bireyde ama özellikle bu hastalarda doğru beslenme, yeterli uyku, vitamin ve mineral eksikliklerinin tamamlanması, stresten kaçınmak, düzenli egzersiz ve maksimum koruyucu önlemler büyük önem taşıyor. Bağışıklık işlevini değerlendiren testlerin yapılarak eksiklerin yerine konulması, bu hastaların virüsle mücadele yeteneğini artırabilir. Unutmayalım ki yemek ilacınızdır. Her 10 kişiden yaklaşık 4'ünde A, C, D3, selenyum ve çinko bakımından eksiklik vardır. Öyleyse beslenmemizi nasıl planlayalım? Ciğer, havuç, ıspanak, brokoli gibi doğal kaynaklardan A vitamini alıyoruz. Narenciye, kivi, karnabahar, domates ve yeşil yapraklı sebzelerden C vitamini alıyoruz. Deniz ürünleri, hayvansal protein kaynakları, kuru yemişler, tahıl ve baklagiller gibi çinko bakımından zengin gıdalar tüketiyoruz. Bunlara erişiminiz sınırlıysa, vücudumuzdaki mikro besin boşluklarını gıda takviyeleriyle doldurabiliriz. 

COVID-19 pandemisinden korunmak için bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirebiliriz?

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için öncelikle; doğru ve dengeli beslenmek, yeşil veya siyah çay, oolong çayı ve Türk kahvesi içmek, kaliteli uyku uyumak, düzenli orta dereceli egzersiz yapmak ve bir de bağışıklığı zayıflatan kronik stresten kaçınmak gerekiyor. Ayrıca mikronütrient eksiklikleri dediğimiz vitamin ve mineral eksiklikleri bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Virüsler vücutta oksidatif stres yaratarak zarar veriyor. Onun için antioksidan kapasitenin güçlendirilmesi, bağışıklık sisteminde görev yapan enzimlerin yapısında bulunan minerallerin tamamlanması gibi konular önem taşıyor. Burada her birey için aynı tavsiyeyi vermek yerine bireysel değerlendirmeyle uygun desteklerin ve beslenmenin belirlenmesinde fayda var. Bir takım bitkisel destekler, sebze ve meyvelerde bulunan fitonütrient dediğimiz bileşikler, kuersetin gibi, allisin gibi antiviral etkiler sahipler. Prensip olarak gökkuşağı diyeti dediğimiz her türlü parlak renkteki meyve ve sebzeden bolca tüketelim. 

Hem içinden geçmekte olduğumuz pandemi süreci hem de kronik hastalıkların bu kadar yaygın görülmesi, günümüzde sağlıklı kalmanın zorlaştığı anlamına mı geliyor?

Öyle gerçekten. Günümüzde bir taraftan tıbbın tedavi olanakları arttı ama diğer taraftan beslenme tarzımız tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bozuldu. Beslenme yanlışları vücutta kronik enflamasyona yani sessiz bir iltihap sürecine, kan şekeri düzensizliğine ve erken yaşlanmaya zemin hazırlıyor. Kalp hastalıkları, diyabet gibi metabolik hastalıklar, kanser, bunama ve nörodejeneratif hastalıklar dediğimiz Parkinson gibi durumlar sürekli artıyor. Şekerli gıdalar ve omega-6 yağları, asidik gıdaların çok tüketilmesi, aşırı yemek, gıdaların içerdiği hormon ve pestisit, antibiyotik gibi kimyasallar bizi hem erken yaşlandırıyor hem de oksidatif stres nedeniyle dokuların bozulmasına neden oluyor. Bunların yanı sıra birçoğumuzun hayatında bol miktarda kronik stres ve kaygı kaynağı var ki bu da bağışıklığı düşüren kontrolsüz kortizol hormonu salınmasıyla alakalı. Stres yaşam olaylarının, bizim onlarla başa çıkma yeteneğimizi aştığı noktada ortaya çıkan bir durum. Stres vücudumuzun kortizol denen stres hormonunu daha fazla üretmesine neden oluyor. Kortizol kısa yükselmeler yaptığında aslında bu enflamasyonu önleyerek bağışıklığa iyi geliyor ama zaman içerisinde stres nedeniyle sürekli salındığında vücudumuz, kanda çok fazla kortizol bulunmasına adeta alışıyor. Üstelik aşırı kortizol beyin için çok zararlı;  yüksek seviyelerde kortizol beyni yıpratabilir, onun düzgün çalışma yeteneğini bozar. Birçok çalışmaya göre, kronik stres beyin fonksiyonunu çeşitli şekillerde etkilemekte. Beyin hücreleri arasındaki bağlantıların (sinaps) düzenlenmesini bozabilir, bu da kişide sosyallik kaybına ve sosyal etkileşimlerin azalmasına neden olabilir. Stres ayrıca beyin hücrelerini öldürebilir ve hatta beynin büzülmesine, hacminin küçülmesine yol açabilir. Kronik stres, beynin hafıza ve öğrenmeden sorumlu bölgesi olan prefrontal korteks üzerinde daraltıcı bir etkiye sahiptir. Bu da öğrenme yeteneğini azaltabilir. Stres ayrıca vücudun enfeksiyonla savaşan bağılıklık elemanlarını, lenfositleri azaltıyor. Lenfosit sayısı ne kadar düşükse viral enfeksiyona yakalanma şansımız o kadar fazla olabilir. İşte bütün bunlar vücutta kronik enflamasyonun artmasıyla ilişkili.

Yaşadığımız bu sürecin “doğaya zarar vermenin ve ondan uzaklaşmanın bedeli” olduğunu savunan görüşler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette son elli yıl içerisinde dünyayı ve doğayı toksinlerle aşırı yükledik, on binlerce kimyasal maddeye daha doğmadan maruz kalmaya başlıyoruz. Kronik hastalıklardaki artışın bir sebebi de bu. Yeni doğan bir bebeğin kordon kanında yüzlerce yabancı kimyasal var.  Çevre kirliliği inanılmaz boyutlarda, başta kanser olmak üzere kronik hastalıklardaki artışta bu kirliliğin büyük rolü var. İnsan vücudun iç ekolojisi dünyanın ekolojisinin ayrılmaz bir parçası.  Çevre kirlendikçe vücudumuzda içeriden kirleniyor, toksinlerle yükleniyor. Pestisitler, endüstri atıkları, elektromanyetik kirlilik bunlar geleceğimizi tehdit ediyor. Kullandığımız ürünlerin, tükettiğimiz gıdaların içerdiği kimyasallar da vücudumuzda birikiyor, karaciğerimiz, böbreklerimiz ağır iş yükünden yorgun, detoks mekanizmalarımız yeterli ve etkin çalışmadığı için alınan zehirler vücuttan tam atılamıyor. Ağır metaller, plastikler, nano kirlilik ürünleri dokularda birikiyor, hücrelerin yapısını bozuyor. Bunların bir kısmı endokrin bozucu dediğimiz toksin sınıfında ve hormon sistemimizin çalışmasını etkiliyor. Mesela epeydir kız çocukları erken buluğ çağına girmeye başladı, erken püberte yaşıyorlar. Endokrin bozucu bileşiklerin bunda rolü olabilir. Ağır metaller beynimizi, sinir sistemimizi etkiliyor.  Normalde vücutta olmaması gereken bileşikler bağırsak geçirgenliğindeki artış nedeniyle vücuda girdiğinde bağışıklık sistemimizi de bozuyor, otoimmün hastalıklar dediğimiz vücudun kendi kendisiyle savaştığı hastalıklarda büyük bir artış yaşanıyor bu yüzden. 

Pandemi sürecinde yaşadığımız kaygı ve stres sağlığımızı nasıl etkiliyor? Bunların olumsuz etkileri ile mücadele etmek için neler yapabiliriz?

Stres ve hareket daha doğrusu hareketsizlik arasında çok güçlü bir bağlantı var. Hareketsiz kalmak, durağan yaşam tarzı stresi artırıyor. Özellikle evde kalınan şu günlerde bu bir eksi puan. Buna mukabil her türlü hareket, fiziksel aktivite, egzersiz stresi azaltıyor. Kısacası stresten kurtulmanın birinci yolu, yeterince hareket etmekten geçiyor. Maalesef pandemi koşulları hareketliliğimizi ciddi anlamda kısıtladı. Bu sadece bedensel değil, ruhsal sağlığımız açısından da olumsuz bir durum. Yine de mkanlar ölçüsünde hareket etmeliyiz bu dönemde. Evde yapılabilecek ağırlık kaldırma gibi egzersizler hem bağışıklık sistemi hem de stresi gidermek için çok iyi. Ayrıca ip atlama, trambolin tercih edilebilir. Kültürfizik hareketleri, koşu bandı, varsa balkonda daha çok vakit geçirme, güneş ışığından yararlanma strese iyi gelebilir. Sosyal mesafeyi koruyarak yürüyüş yapılabilir. Orta dereceli fiziksel aktivite adrenalin salınmasına ve bağışıklık hücrelerinin uyarılarak daha fazla çoğalmalarına yol açar. Biz fiziksel antrenman yaparken aynı zamanda bağışıklık sistemimize de antrenman yaptırmış oluyoruz, kanserleşebilecek zararlı hücreleri, yaşlı hücreleri ve hücre içerisindeki metabolik artıkları geri dönüşüme gönderiyoruz. Aralıklı açlık da benzer bir yararlı etki yapıyor. Ayrıca fiziksel aktiviteyle Covid-19 ile mücadele eden lenfosit denen beyaz kan hücresi grubu aktive oluyor.  Yüksek stres düzeyleri depresyon ve kaygı haline yol açarak yine enflamasyon düzeyini yükseltiyorlar. Uzun vadede yüksek enflamasyon düzeyleri bağışıklık sisteminin yorulmasına neden oluyor. Yorgun bir bağışıklık sistemi de enfeksiyonla mücadele yeteneğinin bozulması demek. Meditasyon, nefes ve yoga çalışmaları kronik stresle mücadeleye yardımcı olabilir bu dönemde. Ve tabii ki iyi bir uyku için vücudu hazırlamak için akşamları muz, ceviz, badem, hurma, ayçekirdeği, tahin gibi magnezyum ve melatonini destekleyici gıdalar tüketebilirsiniz.