Covid-19 Sürecinde Psikolojimizi Korumak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz

Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 (Yeni Koronavirüs) salgını neden olduğu fiziksel ve ekonomik zararların yanı sıra milyonlarca insanın psikolojisini de olumsuz yönde etkiliyor. Çoğu kişide ortaya çıkan kaygı ve panik durumları neredeyse virüs kadar hızlı yayılıyor. Bu süreçte ve sonrasında ortaya çıkabilecek psikolojik etkileri en aza indirebilmek için bazı önlemler almak gerekiyor. Güven Hastanesi Psikiyatri Bölümünden Uzm. Dr. Timur Fadıl Oğuz, COVID-19 pandemisinin psikolojik yansımaları ve bu süreçte psikolojiyi korumak için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. 


1)    Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 (Yeni Koronavirüs) salgının psikoloji üzerinde etkileri nelerdir?

Hepimizin üzerinde hemen hiç düşünmediği, varlığını bile fark etmediği temel bir güvenlik duygusu vardır. Bazı tehlikelerin etrafımızda olduğunu bilsek de esasen güvende olduğumuzu düşünürüz. Bugünlerde birden bire ortaya çıkan, kolayca ve hızla yayılabilen ölümcül bir enfeksiyon bu temel güvenlik duygusuna şiddetli bir darbe indirdi. COVID-19 salgınının sebep olduğu ve tabii ki elzem olan önlemler hayatımızda daha önce maruz kalacağımızı aklımıza bile getirmeyeceğimiz kısıtlamalara neden oluyor. Eşimizle dostumuzla görüşemiyoruz; lokantalar kafeler ve günlük hayatımızın olağan birçok başka bileşeni tek tek ortadan kalkıyor. Temel ihtiyaç maddelerine bir süre sonra ulaşamayacağımız kaygısını taşıyoruz. Bu durum günlük hayatımızın en temel ve basit unsurlarının bile bir anda elimizden alınabileceğini hissetmemize neden oluyor. Bu da insanın temel güvenlik ve esasen temel varoluş hislerinin altüst olması anlamına geliyor. 

Yaşanılan sürecin en önemli psikolojik etkisi; derin bir güvensizlik ve endişe duygusunun kendini göstermesidir. Burada belirsizlik duygusunun da büyük bir payı var. İnsanı psikolojik olarak en çok hırpalayan, endişelendiren durum genellikle belirsizliktir. İnsanın katlanmakta en çok zorlandığı durum esasen belirsizlik durumudur.       

2)    Çoğu kişi evde çalışmaya başladı. Ama akıllar sürekli haberlerde ve sosyal medyadaki paylaşımlarda. Bu süreçte gündemden uzak kalmadan günlük işlerimizi de yürütebilmek için neler yapabiliriz?

Sanıyorum kendimize şunu söyleyebiliriz. Bizim için esasen değerli olan; yaşamımızı oluşturan şeyler günlük yaşamımızdan kaynaklanır. Günlük işlerimiz bizi biz yapan; hayatla bağımızı sağlayan şeylerdir. Bu durumda hayatımızı tehdit eden böyle bir tehlike karşısında verebileceğimiz en güzel mücadele günlük işlerimize devam etmektir. Aynı zamanda günlük işlerine devam etmek sadece kendimiz için değil toplumumuz için de yapacağımız en büyük destekleyici tavırlardan biri olacaktır. 

Bu salgın sırasında sosyal medyayı bir haber alma kaynağı olarak kullanmanın da doğru olmadığını düşünüyorum.  Maalesef sosyal medyada çok sayıda mesnetsiz ve hatta yalan haber dolaşıyor. Bu nedenle daha sağlam haber kaynaklarından bilgi almak ruh sağlığımızı korumak açısından da önemlidir. Bu bağlamda dakika başı haberleri takip etmek de anlamlı değil. Birkaç saatte bir olmak üzere, yeni bir gelişme var mı diye bakmak yeterli olacaktır. 

3)    Evde geçirilen vaktin artması çay ve kahve gibi kafein oranı yüksek içeceklerin tüketilme sıklığını da artırdı. Bu durum daha kaygılı olmamıza sebep oluyor olabilir mi? Kısıtlama yapmak gerekir mi?

Bazı kişilerde kafeinli içecek tüketimin kaygı artırıcı etkisi olabilmektedir. Bu noktada tavsiyem; kişinin alıştığı kahve çay tüketiminin fazla üstüne çıkmaması ve mümkünse kafeinsiz içecekler tüketmesidir. Evinizde kafeinsiz çay demlemeniz mümkündür. Çayın dem suyunu koyduktan yaklaşık 1,5 dakika sonra bu suyu boşaltır ve çayı yeniden demlerseniz çaydaki kafeinin yüzde 80 kadarını döktüğünüz ilk dem suyu ile birlikte atmış olursunuz. Bu şekilde demlenen çayın tadının da gayet güzel olduğunu göreceksiniz.

4)    Salgının yayılma hızını azaltmak adına mümkün olduğunca evde kalmak tavsiye edilse de başta sağlık çalışanları olmak üzere milyonlarca kişi işine gitmek zorunda. Salgın sürecinde çalışmak zorunda olan kişiler moral ve motivasyonlarını yüksek tutmak adına nelere dikkat edebilirler?

Öncelikle belirtilen koruyucu tedbirlere uygun şekilde davranmayı hem kendilerine hem de işverenlerine tavsiye ediyorum. Güvenliğinin mümkün olan en üst seviyede sağladığından emin olmak ruhsal açıdan en önemli konudur. Aynı zamanda iş arkadaşlarının, işverenin, devletin ve bir bütün olarak toplumun diğer bireylerinin desteğini arkasında hissetmek de bu kişilerin psikolojik sağlığı açısından çok büyük bir önem taşımaktadır. 

5)    Salgınla mücadele sürecinin en önemli basamağını elleri sık sık su ve sabunla yıkamak oluşturuyor. Ama özellikle temizlik hastalığı olan kişiler ellerini kendilerine fiziksel zarar verecek kadar yıkayabiliyorlar. Bu durumu takıntı haline getirmeden hijyen sağlamak mümkün mü?

Eğer hijyen konusunda yapılan önerileri iyi anlarsak bunları ne eksik ne de fazla uygularız. Örneğin mevcut durumda hijyen önlemi olarak; elimizi uygun teknikle olmak üzere 20 saniye yıkamamız gerektiği söyleniyor. Kişi, doğru teknikle yıkadığı sürece 20 saniye değil de 40 saniye yıkamanın hiçbir ek yararı olmayacağının farkında olmalıdır. Şu anda, önceden beri gelen hijyen obsesyon ve kompülsyonları olan kişilerde COVID-19 salgınının obsesyon ve kompülsyonlarda bir artış meydana getirip getirmediğini daha bilmiyoruz. Bunu zaman gösterecek.

6)    Küresel çapta yaşanan bu pandemi sonucunun kalıcı psikolojik sonuçları olabilir mi? Bunun önüne geçmek için alınabilecek önlemler var mıdır?

Eğer pandemi çok uzarsa, pandemi konusunda uygun önlemler alınarak etkili ve yeterli bir mücadele verilmezse, bazı kalıcı psikolojik sonuçlar ortaya çıkabilir. Örneğin; kaygı bozukluğuna eğilimli kişiler, aşırı kaygılı olmanın sorunlu bir durum olmadığı ve herkesin tedbirli olmak adına çok kaygılı olmaları gerektiği yönündeki düşüncelerini pekiştirebilirler. Bu durum da kaygı bozukluğunun tedavisini güçleştirebilir ve aynı zamanda daha kronik bir seyir kazanmasına sebep olabilir. Bu gibi risklere karşı alınabilecek en etkili önlem de esasen pandemi ile etkili ve güçlü bir mücadele programı ortaya koymak ve insanların güvenlik duygularının zarar görmesini engellemektir. 

7)    COVID-19 belirtileri her yerde yazıyor ve konuşuluyor. Birçok kişi boğazında yanma, göğsünde sıkışma, solunum güçlüğü kendinde de varmış gibi bir hisse kapılıyor. Bunun psikolojide bir karşılığı var mıdır? Varsa bu durumu ve bu durumla karşı karşıya kalırsak kendimizi nasıl sakinleştirebileceğimizi kısaca yazabilir misiniz?

Bu hisler herkeste ortaya çıkabilir ancak kaygı bozukluklarına eğilimli kişilerde hastalıklı düzeylere ulaşabilir. Bu konuda tavsiye edebileceğim ilk şey; hastalığın hakiki belirtileri hakkında daha fazla bilgilenmektir. Bir hastalığın belirtilerini belli belirsiz hissetmek ile gerçekten bu belirtileri göstermek arasında büyük fark vardır. Kişi bunu kendine hatırlatmalıdır. Maalesef bu hastalığa yakalanırsanız belirtiler muğlak olmayacaktır. Bu noktada ateş yükselmesini objektif bir belirti olarak temel almayı tavsiye ediyorum çünkü ateş muğlak olmayan bir durumdur; tamamen objektif bir belirtidir.  

Aynı zamanda bu kriz döneminde sağlık sistemini muğlak yakınma ve şüphelerle meşgul etmeme gibi bir toplumsal sorumluluğumuz olduğunu hatırlatmak isterim. Kişi bunu kendine de hatırlatmalıdır. 

8)    Salgınla mücadele sürecinde ne kadar süreyle evde kalınacağı henüz belli değil. Karantina dönemlerinde psikolojik sağlığımızı nasıl koruyabiliriz?

Akraba ve dostlarımızla internet üzerinden ya da telefonla da olsa iletişimimizi sürdürmek; bu zorunlu izolasyonu ilgi duyduğumuz konularda okuma ve öğrenme, kendimizi geliştirme fırsatı olarak görmek; evimizde ilgilenebileceğimiz hobilerimizle daha yakından ilgilenme yönünde adımlar atmak; günlük hayata verilen bu molayı hayatımız hakkında yapıcı irdelemeler ve planlar yapma yönünde kullanmak; aile üyelerimizle daha yakın ve derin ilişkiler oluşturma fırsatını değerlendirmek psikolojik açıdan faydalı olacaktır.

9)    Varsa eklemek istedikleriniz nelerdir?

Bu zor günlerin en kısa zamanda geride kalmasını ve bir daha da böyle bir felaketin yaşanmamasını diliyorum ancak hayatta her zaman beklenmedik zorluk ve hatta felaketler karşımıza çıkabilir. Tıpkı yaşanan zorlukların bireyleri sonrasında daha bilinçli, daha olgun, daha güçlü bireyler yaptığı gibi yaşanan toplumsal zorluklar da diğer iyi yönetilebilirlerse toplumları daha iyi toplumlar haline getirebilir. Dilerim bu küresel felaket bu gezegenin insanlarına dili, dini, ırkı ne olursa olsun herkesin ortak bir kaderi paylaştığını öğretir ve daha paylaşımcı, daha dayanışmacı ve barışçıl bir geleceğe doğru adımlar atılmasına vesile olur.