SİSTEM ÜZERİNDEN RANDEVUMU ŞİMDİ KENDİM ALMAK İSTİYORUM

RANDEVU TALEBİM İÇİN ARANMAK İSTİYORUM

Meme Kanseri Tarama ve Tanı Yöntemleri Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan meme kanserinin erken teşhisinde meme kanseri tarama programları büyük önem taşıyor.

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan meme kanserinin erken teşhisinde meme kanseri tarama programları büyük önem taşıyor. Güven Sağlık Grubu Meme Merkezi radyoloji uzmanları Prof. Dr. Serap Gültekin ve Uz.Dr. Cemile Aydan İlkme Ercan meme kanseri tarama protokolleri ve tanı yöntemleri hakkında merak edilen soruları cevapladı. 

Ülkemizde meme kanseri tarama protokolü nasıldır?

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan meme kanserinin erken teşhisinde meme kanseri tarama programları büyük önem taşımaktadır. Meme kanseri tarama rehber ve programları ülkeden ülkeye, hatta aynı ülke içerisinde farklı meslek örgütleri arasında bile farklılık göstermektedir. Avrupa’da mamografik taramaya genellikle 50 yaşında başlanırken menopoz öncesi genç meme kanserlerinin oranı ülkemizde daha fazla olduğundan, mamografik taramaya erken başlanmaktadır. Türk Radyoloji Derneği, Amerikan Radyoloji Derneği’nin meme kanseri tarama rehberinden yola çıkarak, meme ile ilgili şikayeti ve yüksek riski olmayan kadınlarda 40 yaşından itibaren yılda bir kere mamografi taramasını önermektedir. Bitirme zamanı olarak ise yaşam beklentisi 5-10 yıl olana kadar devam edilmesi tavsiye edilmektedir. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen ulusal meme kanseri tarama programı dahilinde 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografik tarama yapılmaktadır. 

Meme kanseri açısından yüksek riskli olan kişilere mamografi taramasına 40 yaşından önce başlanmaktadır. Birinci derecede akrabasında menopoz öncesi meme kanseri olanlar, 10-30 yaşları arasında göğüs bölgesine yüksek doz radyasyon tedavisi almış olanlar, BRCA 1-2 gen mutasyonu taşıyıcısı olanlar ve test edilmese de bunların birinci derece akrabaları, kişisel meme kanseri hikayesi olanlar ve daha önce yapılan meme biyopsilerinde atipi gibi yüksek riskli lezyon saptanan kadınlar yüksek riskli hasta grubundadır. Tanımlanan bu grupta mamografik tarama başlama yaşı için belli kurallar uygulanmaktadır. Örneğin; annesinde menopoz öncesi meme kanseri mevcut ise kızına mamografi taramasına 45 yaşından 10 yıl önce yani 35 yaşında başlanır. BRCA 1-2 gen mutasyonu olanlarda ise taramaya 30 yaşında, erken yaşlarda göğüs bölgesine ışın tedavisi alanlarda, ışın tedavisinin bitiminden 8 yıl sonra mamografi taramasına başlanmaktadır. Bununla birlikte, yüksek riskli hasta grubunda bile mamografi taramasına başlanma yaşı en erken 25 yaş olmalıdır. 

Meme ile ilgili şikayet ve muayene bulguları olan 30-35 yaşından büyük kadınlarda, 40 yaşından genç olmalarına rağmen mamografi çekilebilmektedir. 30-35 yaşından genç hastalarda ise meme ile ilgili şikayet ve klinik muayene bulgularında ilk başvurulan görüntüleme yöntemi ultrasonografidir. Ultrasonografiden sonra kanseri işaret eden bulgular varsa, radyolog mamografik incelemeyi de isteyebilmektedir.

Mamografi nedir, çekim nasıl yapılır?

Kısaca memenin radyografisi olarak tanımlanan mamografi, X ışınları yardımıyla memenin iç yapısının görüntülenmesidir.  Mamografi sırasında her iki meme için ikişer plan olmak üzere dört temel poz alınmaktadır. Bu temel pozdan biri memenin aşağıdan yukarı doğru sıkıştırıldığı kranio-kaudal grafi, diğeri ise memenin içten dışarı doğru 45 derece açı ile görüntülendiği oblik grafidir. Radyoloğun bu grafileri değerlendirmesinin ardından gerekli görülür ise ek çekimler istenebilmektedir. 

Mamografinin tanısal başarısı açısından adetin dönemi önemli olmasa da, adet öncesi ve sonrasında meme dokusu daha hassas olduğundan mamografinin adet bitiminde çekilmesi tavsiye edilmektedir. Bunun haricinde mamografi öncesinde, kadınların duş alması ve duş sonrası deodorant vb. ürünleri kullanmaması gerekmektedir. Mamografi incelemesine gelirken varsa önceki mamografi sonuçlarını ve filmlerini de yanlarında getirmeleri eski sonuçlarla yeni sonucu karşılaştırmak açısından çok önemlidir.


Ultrasonun meme kanseri tarama ve tanısında yeri nedir?

Ultrasonografi tek başına meme kanseri taramasında kullanılan bir yöntem değildir. Meme dokusu yoğun olan hastalarda mamografik duyarlılık azalmakta ve mamografiye ek ultrasonografi incelemesi taramaya eklenmektedir. Ayrıca ultrasonografi, mamografi de saptanan bir kitlenin yapısının solid ya da kistik olduğunun belirlenmesinde kullanılmaktadır. 35 yaşın altındaki genç hastalarda fizik muayene bulgusu veya şikayetin olması durumunda ilk başvurulan görüntüleme yöntemi ultrasonografidir. Bunun dışında; çocuklarda, erkeklerde, gebelerde ve emzirme dönemindeki kadınlarda da şikayet olması durumunda da öncelikle ultrasonografiye başvurulmaktadır. Ultrasonografi,  biyopsi yöntemlerini uygulama sırasında kılavuz olarak da kullanılmaktadır.

Meme MRG, meme hastalıklarında hangi durumlarda görüntüleme yöntemi olarak kullanılmaktadır ?

Meme manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemesi meme görüntülemede şu amaçlarla kullanılmaktadır: 

1.Bazı meme kanserlerinde ameliyat öncesinde lokal evreleme (bout, yerleşim, ek odak, cilt ve kas tutulumu değerlendirilmesi) amacıyla

2.Yüksek riskli hastaların bazı alt gruplarında meme kanseri taramasında mamografiye ek olarak

3.Mamografi ve ultrasondan sonra problem çözücü olarak

4.Mamografi ve ultrasonda gösterilemeyen gizli meme kanserlerinde asıl odağın gösterilebilmesi amacıyla

5.Ameliyat öncesi kemoterapi alan hastalarda kemoterapinin etkililiğini takip etmek amacıyla ultrasona ek olarak

6.Silikon implantı olan hastalarda implant sorunlarında (yırtılma, kontraktür şüphesi gibi) problem çözücü olarak

Meme biyopsisinde kullanılan yöntemlerden bahsedebilir misiniz?

Meme kanseri tanısının en ideal yöntemi olan iğne biyopsileri, cerrahi biyopsilerden önce tercih edilmelidir. İğne biyopsileri cerrahi biyopsiler kadar güvenilir sonuç vermekte ve hastaları gereksiz cerrahi işlemlerden korumaktadır. İğne biyopsisi, şüphelenilen lezyon; ultrasonografi, mamografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi görüntüleme yöntemlerinden hangisinde daha iyi görülüyorsa o görüntüleme yöntemi eşliğinde gerçekleştirilmelidir. Eğer lezyon ultrasonografi ile iyi görülüyor is eultrasonografi eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) veya kalın iğne biyopsi yöntemleri uygulanabilmektedir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi enjektör yardımıyla yapılmaktadır. Bu biyopsi şeklinde yalnızca hücre parçaları alınmakta ve tanı bu parçalara bakılarak konulmaktadır. Bu nedenle, kalın iğne biyopsisine göre tanısal doğruluğunun biraz daha düşük ve bu yöntemle elde edilen bilgilerin biraz daha kısıtlı olduğunu söylemek mümkündür.  İnce iğne aspirasyon biyopsisi kistlerin boşaltılmasında ve aksiller bölgede izlenen şüpheli lenf nodlarının örneklemesinde kullanılması tercih edilmektedir.

Kalın iğne biyopsisi, tru-cut veya core biyopsi şeklinde de adlandırılmaktadır. Bu işlem için özel olarak üretilmiş iğneler kullanılmaktadır.  Bu iğneler yardımıyla alınan doku parçasının tanı değeri oldukça yüksektir. İşlem lokal anestezi altında gerçekleşmekte olup, hastalar işlem sırasında herhangi bir ağrı hissetmemekte ve işlem sonrasında günlük hayatlarına kaldıkları yerden devam etmektedir. Kalın iğne biyopsisi sayesinde kanserin tipi ve özellikleri hakkında önemli bilgiler edilmekte, ameliyat ve kemoterapi planı bu bilgiler ışığında yapılabilmektedir. 

Ultrasonografi ile görülemeyen henüz kitle oluşturmamış, mamografi incelemesinde ortaya çıkan şüpheli ufak kitleler, mikrokalsifkasyon ve distorsiyon alanlarına ise vakumlu biyopsi uygulanmaktadır. Örneklemede aracılık eden iki seçenekten biri olan konvansiyonel teknikler mamografi dedike sistemler olup, biyopsi hasta oturur pozisyonda yapılırken, prone masa sistemlerinde, yüz üstü yatan hastanın görüntüleme ve biyopsi işlemleri masaya dedike görüntüleme ve hedef sistemleri yardımıyla yapılmaktadır. Prone masa sisteminde hastanın pozisyonu ve görsel temasın olmaması hastaya konfor ve kolaylık sağlamaktadır. Vakum destekli biyopsiler lokal anestezi altında gerçekleştirilen işlemler olup, kesici ucun hareketinden sonra vakum desteği ile daha çok ve ardışık parçalar elde edilmektedir. Spesmen grafisi çekilerek lezyonunyeterli oranda örneklendiğinden emin olmak mümkündür. 

Eğer lezyona görüntüleme yöntemleri ile biyopsi yapılamıyorsa ya da biyopsi yapıldı ve çıkartılması gereken bir lezyon ise tel ile işaretli biyopsi yöntemi tercih edilmektedir. Kılavuz tel, mamografi ya da ultrasonografi eşliğinde lezyona yerleştirilmektedir. Bu yöntem ile hem doğru yerden yeterli miktarda doku örneklenmekte, hem de gereğinden fazla doku çıkarılmamış olmaktadır.

Hastaların meme biyopsileri ile ilgili en önemli endişeleri; yapılan iğne biyopsilerinin tümörün yayılmasına neden olup olmadığıdır. Bu noktada iğne biyopsilerinin kanseri yaymadığını ve hastaya herhangi bir zararı olmadığını belirtmek gerekmektedir.

Daha detaylı bilgi ve randevu için 444 94 94 numaralı çağrı merkezimizi arayabilirsiniz.

Meme biyopsisi öncesinde nelere dikkat gerekmektedir?

İğne biyopsileri öncesinde herhangi bir medikal hazırlık yapılmasına gerek yoktur.  Yalnızca kan sulandırıcı kullanan hastaların, takip eden doktoruna danışarak biyopsi öncesinde ilacını kesmesi ya da kan sulandırıcı yerine kullanabileceği farklı bir ilaç varsa ona başlaması tavsiye edilmektedir. 


Bu Konudaki Diğer Yazılar

Meme Kanseri Tarama ve Tanı Yöntemleri Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan meme kanserinin erken teşhisinde meme kanseri tarama programları büyük önem taşıyor.