Sık Görülen Kadın Hastalıkları Yaşam Kalitenizi Düşürmesin

Pek çok kadın hayatının bir döneminde adet düzensizliği, vajinal enfeksiyon, miyom ya da yumurtalık kisti gibi kadın hastalıklarıyla karşı karşıya kalıyor. Ancak bu hastalıkların hepsi doğru teşhis ile tedavi edilebilen hastalıklar arasında yer alıyor. En sık görülen kadın hastalıklarını, sebeplerini ve tedavi yöntemlerini Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Doç. Dr. Ayla Sargın Oruç ile konuştuk.

Öncelikle daha sık görülen hastalıklardan başlamak istiyorum. En sık görülen kadın hastalıklarını sıralayabilir misiniz? 

En sık görülen kadın hastalıklarını adet düzensizlikleri, vajinal enfeksiyonlar ve bunların sebebiyet verdiği vajinal akıntılar, doğurganlık çağındaki kadınlarda çok sık görülen miyomlar ve yumurtalık kistleri olarak sıralayabiliriz. Belki, yine sık gördüğümüz bir hasta grubu; kesin bir hastalık olmamakla birlikte kadın yaşamında önemli bir süreci oluşturan menopoza girmiş hastalarımızı sayabiliriz. Natürel menopozu aslında bir hastalık süreci olarak algılamıyoruz ama bu dönemde de hastalarımızın özel desteklere ve takviyelere ihtiyaçları olabiliyor. 

Konuyu biraz açmak gerekirse, adet düzensizliğinin nedenleri nelerdir? Adet düzensizliği tedavi edilebilir mi?

Adet düzensizliklerinin en sık sebebi yumurtlama fonksiyonundaki aksamalar ya da düzensizliklerdir. Aslında adet düzensizlikleri en sık, menstrüasyonun ilk başladığı yıllarda ve yine menopoza girmeden önceki dönemde karşımıza çıkar. Büyük bir kısmı hormonal kaynaklıdır ama bunun yanı sıra kistler, miyomlar gibi organik bir sebebe bağlı olarak karşımıza çıkan adet düzensizlikleri de vardır. Adet döngüsünün ilk başladığı yıllarda ve kesilmeden önceki yıllarda sık görülmesinin sebebi; bu dönemlerde kadınların erken dönemde yumurtlama fonksiyonlarının oturmamış olmasıdır. Menopozdan önceki dönemde ise yine yumurtlama fonksiyonunda aksaklıkların başlamasıdır. Genç kızlardaki adet düzensizlikleri çok yoğun bir tedavi gerektirmezken, menopoz öncesi dönemde bunun düzenlenmesi gerekmektedir. Çünkü, karşılanmamış östrojene bağlı olan adet düzensizlikleri rahim duvarında kalınlaşmalara ve onu takiben hoşumuza gitmeyen süreçlerle devam edebilir. Hormonlar demişken, yine tiroid fonksiyonları da kadınlardaki adet düzensizliğinin önemli bir sebebidir. Dolayısıyla yalnızca yumurtalık hormonlarından kaynaklı değil, tiroid hormonları ve prolaktin hormonlarımızdan kaynaklı düzensizlikler de ortaya çıkabilir. 

Çikolata kistleri ve miyomlar doğurganlığı etkiler mi?

Bazen. Doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen patolojileri şöyle sayabiliriz: Miyomlar, polipler, yumurtalık kistleri ve tabii bunların içerisinde de çikolata kistleri. 

Miyomlar, rahimin kas tabakasından iyi huylu kitlelerdir. Kansere dönüşümü çok nadir görülen ancak; uzamış kanama, yoğun kanama, ara kanama şeklinde adet düzensizlikleri yapabilen ve boyutuna göre pelvik ağrıya sebebiyet veren tümöral kitlelerdir. Miyomlar boyutu, rahimde yerleştikleri yer ve gösterdikleri semptomlar açısından önemlidir. Küçük ve sakin bir yere yerleşmiş bir miyomu yıllarca takip edebildiğimiz gibi; büyük, kanama problemi yaratan, rahimin iç duvarını takip eden ya da hastada pelvik ağrıya neden olan miyomlara da cerrahi müdahalede bulunmak durumunda kalabiliyoruz. 

Polipler, rahimin iç duvarından kaynaklanan et benine benzer oluşumlardır. Yine adet düzensizliği, yoğun kanama, ara kanama gibi şikayetlere sebebiyet verebiliyor. Hastada kanama bozukluğu yapıyorsa tedavi etmek gerekir. Küçük ve semptom vermeyen polipler takip edilebilir ancak doğurganlık arzusu olan hastalarımızda polip varsa, onu orada bırakmamaya gayret ederiz. 

Yumurtalık kistleri; yumurtalığın fonksiyonel kistleri olabilir, tümöral kistler olabilir veya şu an hastalarımız tarafından en çok bilinen ve kaygı uyandıran çikolata kisti olabilir. Çikolata kistlerinin oluşum mekanizmaları tam olarak bilinmiyor. Şiddetli pelvik ağrıya ve adet sancılarına sebebiyet verebilen çikolata kistleri, kronik ve ilerleyici bir hastalıktır ve maalesef kişinin doğurganlığı etkileyebilen bir durumdur. Bir hastada çikolata kistiyle karşılaştığımız zaman bu hastanın tedavisini yönlendirmede bize yol gösteren birkaç faktör var. Hastanın yaşına, doğurganlık durumuna ve ağrısının olup olmamasına göre ilaç tedavisi de mümkündür, cerrahi müdahale de mümkündür. 

Polikistik over sendromu nedir? Doğurganlığı etkiler mi? 

Polikistik over temelde bir yumurtlama bozukluğudur. Polikistik over olan hastalar, aslında rezervinde bir sıkıntısı olmayan ancak olgun yumurta oluşturmakta problem yaşayan hastalardır. Polikistik over sendromu tek bir şekilde ortaya çıkmıyor. Aslında, daha çok bir sendromun spektrumları şeklinde ortaya çıkıyor. Temel olarak, polikistik over sendromu her hastada aynı şekilde de görülmeyebilir. Üç temel bulgu grubu var polikistik over sendromunda. Bunlardan bir tanesi adet düzensizliği; adet görememe ya da seyrek adet görme şeklinde karşımıza çıkabilir. İkincisi; kıllanma, tüylenme, sivilcelenme şeklindeki cilt bulguları. Üçüncüsü de insülin direnciyle birlikte gelen metabolik bulgular. Her hasta bu bulguların tamamını göstermeyebileceği gibi her hastada bunun şiddeti de değişik olabilir. Bir hastada ağır adet düzensizliği olurken, diğer bulgular hiç olmayabilir. Her üç semptom grubunun da aynı hastada oluştuğu durumlar da karşımıza çıkabiliyor. Hastalığın temelinde bir yumurtlama bozukluğu olduğu için, doğurganlık arzusunda olan kadında da gebe kalamama açısından sıkıntı yaşanabilir. Her polikistik over olan hasta gebe kalmada sıkıntı yaşayacak diye bir şey yok. Çünkü bazı hastalar biraz seyrek olmakla birlikte düzenli adet görebiliyor. Bu hastalar yumurtlama fonksiyonlarında bir sıkıntı olmadığı için gebe kalabilirler. Ama yumurtlama fonksiyonunu gerçekleştiremeyen, müdahale edilmeden adet göremeyen ya da çok seyrek adet gören hastaların gebe kalmada da sıkıntı yaşamaları olasıdır.  Bu tür hastalarda, üremeye yardımcı tedavi destekleriyle hastanın gebe kalmasına yardımcı olabiliyoruz; ovülasyon indüksiyonu dediğimiz yumurtlamayı hızlandıran tedaviler, bunların yanına aşılama veya tüp bebek tedavisi de eklenebilir.

Vajinal akıntıların kaynağı nedir? Nasıl tedavi edilir?

Vajinal akıntılar konusunda öncelikle, doğal olan ve doğal olmayan akıntıların birbirinden ayrılması lazım. Çünkü bazı hastalarımız, doğal akıntılarını patolojik gibi algılayıp tedavi ettirmek için doktor doktor geziyor. Doğal akıntı dediğimiz şey; ergenliğe girildiği zaman hormonların etkisiyle başlayıp, ancak menopoza girdiğimizde hormonların etkisi kalktığı zaman geçecek olan bir akıntıdır. Doğal akıntının adet döngüsünün çeşitli dönemlerinde vasfı değişir. Hastanın periyodu bittikten sonra çok sıvı ve çok hafif bir akıntı, yumurtlama dönemindeyken puslu ve çekince uzayan bir akıntı, adet görmeden önceki haftada ise saydamlığını kaybeden birazcık daha yoğun ve rahatsız edici kokusu olmayan bir akıntı ile karşılaşırız. Doğal akıntıyı enfekte akıntıdan ayırmak lazım. Enfekte akıntıların kaynağı kendi floramızın bozulması olabileceği gibi, dışarıdan  alabildiğimiz sebepler de olabilir. Bu; cinsel yolla bulaşan hastalıkların neden olduğu akıntı da olabilir, havuz gibi tuvalet gibi temiz olmayan ortamlardan alınan akıntı da olabilir ya da tamamen kendi floramızdan kaynaklı akıntılar da olabilir. Bu akıntının nasıl bir akıntı olduğunu değerlendirmede, öncelikle kadın doğum hekiminin muayenesi önemli. Çünkü bazı akıntılar çok tipiktir; mantar gibi, bir takım viral enfeksiyonlar gibi. Hekim zaten onun tanısını hemen koyar. Bazen de kültürler alınarak; vajen kültürü, serviks kültürü dediğimiz rahim ağzından alınan örnekler laboratuvarda değerlendirilir. Hangi tip mikroorganizmanın ürediği ve bu mikroorganizmanın hangi antibiyotiğe duyarlı olduğu belirlenerek uygun tedavi düzenlenir. Bazen, sık tekrarlayan enfeksiyonlarda flora düzenleyiciler kullanılabilir. Hastalara vajinal bakım ve hijyen konusunda bazı önerilerde bulunulabilir. 

Hijyen demişken, pek çok kadında soru işareti yaratan bir konu var. Vajinanın hijyenini nasıl sağlayabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz? Bunlar için kullanılan bir takım kozmetik ürünler var. Bu ürünler zararlı mıdır? 

Vajenin içini yıkamaya çalışmamak lazım. Dış bölgeyi; cilt kısmını herhangi bir nötr cilt temizleyicisi ile yıkayabiliriz. Ancak iç dudaklar ve vajen için özel bir temizleyici kullanılmamalıdır. Bol ılık su ile yıkamalı ve kuru kalmasına çok dikkat etmeliyiz. Sık duş almalı ve duştan çıktıktan sonra iyice kurulandığımıza emin olmalıyız. 

Özellikle belli bir yaştan sonra kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu neden ortaya çıkar ve nasıl tedavi edilir?

İdrar kaçırma, gerçekten belirli bir yaşın üzerindeki kadınlarda sık rastladığımız bir problem ve menopozal süreçte artan bir problem. Çünkü menopoza girildiği zaman yalnızca vajen ve civarı değil; alt idrar yolları da östrojene duyarlı dokulardır, oradan da östrojen desteği çekildiği zaman yine dokularda zayıflama ve gevşeme meydana gelir. Üretranın açısında da bozulma meydana gelebilir, akabinde idrar kaçırma şikayetlerinde artış ortaya çıkabilir. Her vajinal doğum (normal doğum) değil ama iri bebek doğurmak; bizim pelvik taban kasları dediğimiz yapılarda bir zayıflamaya, gevşemeye, sarkmaya, akabinde mesane boynunun açısının bozulmasına ve idrar kaçırmaya sebebiyet veriyor. İri bebek doğuran hastalarımızda; vajinal doğum değil de sezaryen doğum bile olsa, bebek çok iriyse ve özellikle gebeliğin son üç ayında pelvik tabana gerçekleşen baskı yüzünden yine bir miktar idrar kaçırma ortaya çıkabilir. Gebelik sırasında yapılacak pelvik taban egzersizleri, doğumdan sonra yine pelvik tabanı kuvvetlendirmek için yapılacak egzersizler (kegel egzersizleri) idrar kaçırma problemlerini bir miktar geri toparlayacaktır. Eğer mesane boynunun açısı çok bozulduysa, hastanın günlük hayatını aksatacak derecede bir idrar kaçırma sıkıntısı varsa, bunlara da derecesine göre cerrahi düzeltmeler yapılabilir. 

Menopoz hastalık mıdır? Kadınların menopoz dönemini rahat geçirmeleri için tavsiyeleriniz nelerdir?

Menopoz hayatın doğal bir süreci ama menopozun da tipleri var. Bunun natürel bir ortalama yaşı var. Türkiye için bu yaş ortalama 50 civarında ve tıbben 45 yaşın altında ortaya çıkan menopoz erken menopoz sayılıyor. Bu ayrı bir konu, özel tedavisi ve destekleri verilmesi gereken bir konu. Natürel menopoza geri dönecek olursak; bu durum kadın hayatının doğal bir süreci ancak burada da temel bir takım değişiklikler var. Temel değişiklikler hormon eksikliği. Yumurtlama fonksiyonlarımızın doğal bir ürünü olan östrojen ve progesteron hormonlarının vücudumuzdan çekilmesine bağlı olan bazı değişikler var. Bunların bir görünür tarafı var; sıkıntı, sıcak basmaları, uykusuzluk, vajinal kuruluk, cinsel ilişkide zorluk ve idrar kaçırma gibi şikayetlerin artması. Bir de işin görünmeyen tarafı var; kalp-damar sağlığımızın etkilenmesi ve kemik kaybı gibi. Dolayısıyla hastalarımızın bir takım özel desteklere ihtiyaçları olabilir; bunlar kemik koruyucular olabilir, vajinal östrojen tedavileri olabilir, sıcak basması çok kuvvetli olan hastalarda ise özellikle ilk 2 yıl hormon desteği verilebilir. Hasta adet görerek veya görmeyerek, hormon replasman tedavisi ile rahatlatılabilir. Hormon replasman tedavisi, ayrıca kemik koruyucu olarak en etkin tedavilerden biridir. Bu süreci, bir hastalık süreci olarak değil de sağlığımızda yeni bir dönem, belki de aslında bir fırsat olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu dönemi, kemik sağlığımızı, mamografimizi, smear testlerimizi ve jinekolojik kontrollerimizi yakından takip edeceğimiz bir fırsat olarak görmek daha akılcı olacaktır. Bu dönemde kalsiyum ve D vitamini desteğini mutlaka almakta fayda var. Bunun ötesinde bir desteğe ihtiyaç olup olmadığını da kemik-mineral yoğunluğu ölçümleriyle belirleyip ona göre bir yol çizmek yararlı olacaktır. Beslenmenin takviye edilmesi lazım; fitoöstrojenlerden zengin bir beslenmeyle, bu süreci kolay atlatmasına destek olmak lazım. Bu dönemde egzersizi mutlaka kadınların hayatına sokup, kas-iskelet sistemini ve kemikleri korumak yönünde ilerlemek lazım.