Radyasyon Onkolojisi

Radyasyon Onkolojisi Hakkında

Radyoterapi, kanser hastalarının tedavisinde iyonizan radyasyon kullanılan bir tedavi şeklidir. İçten yapılan radyoterapi ve dıştan verilen radyoterapi olmak üzere iki şekilde uygulanmaktadır. 
İçten yapılan radyoterapiye “brakiterapi” adı verilmektedir. Brakiterapide tümör taşıyan dokuya veya o tümörün içinde olduğu boşluğa özel radyoaktif kaynaklar yerleştirilmektedir. Tümörün içerisine veya çok yakınına radyoaktif kaynakların yerleştirilmesiyle çok yüksek dozlarda radyasyon verilebilmektedir. Böylelikle tümörü çok yüksek dozlarda ışınlarken, çevre sağlam dokularda ise yüksek oranda koruma sağlanmaktadır. 
Dıştan verilen radyoterapide ise tamamen elektriksel ortamda üretilen X-ışınları dışarıdan 80-100 cm gibi bir mesafeden hastaya verilmektedir. Dıştan verilen radyoterapi yalnızca X-ışınları yani foton demetleri ile değil, partiküler radyoterapiyle de uygulanabilmektedir. Örneğin; klinik rutinde kullanılan elektron demetleri partiküler radyoterapidir. Günümüzde pek çok klinikte kullanılan elektron demetlerinin dışında proton tedavisinin kullanımı da giderek yaygınlaşmaktadır. Proton üretimi, çok ileri teknoloji ve çok büyük alan gerektirdiği için oldukça yüksek maliyetlidir. Bu nedenle dünyada sayılı merkezde kullanılmaktadır ve ülkemizde henüz proton tedavi merkezi yoktur. Foton ya da elektron demetleriyle yapılan partiküler radyasyon proton tedavisine oranla çok daha ucuz, tüm dünyada daha yaygın kullanılan ve tedavide yüz güldürücü sonuçlar sağlayan bir tedavi şeklidir. 

Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri

Radyoterapi neredeyse tüm kanser türlerinin tedavisinde kullanılıyor

Radyoterapi vücuttaki neredeyse tüm kanserlerin tedavisinde kullanılabilmektedir. Yalnızca sulu tümör denilen lösemi gibi hastalıkların ve yan etki riski nedeniyle çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde biraz geri planda kalan bir tedavi şeklidir. Bunlar haricinde; özellikle baş-boyun kanserlerinde, akciğer kanserinde, jinekolojik tümörlerde, meme kanserinde, cilt ve beyin tümörlerinin tedavisinde çok önemli rol oynamaktadır. Örneğin; lokal ileri evre rahim ağzı kanserinde cerrahi şansı yoktur ve kemoterapi de tek başına etkili değildir. Rahim ağzı kanserinin rahimle sınırlı kaldığı durumlarda kemoterapiyle birlikte radyoterapi kullanıldığında tedavide başarı oranları %90’lara ulaşmaktadır. Rahim kanserinin rahmin dışına çıktığı fakat henüz çok yayılmadığı  durumlarda da %70-80 oranında lokal ve bölgesel kontrol sağlanabilmektedir. 

Radyoterapinin yan etkileri gün geçtikçe azalıyor

Teknolojik gelişmelerle birlikte radyoterapi alanında da önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Örneğin; geçmişte 2 boyutlu radyoterapi ile baş-boyun tümörlü hastalarda kalıcı ağız kuruluğu sorunu görülürken, bugün için ağız kuruluğu yaratmaksızın tedaviler yapılabilmektedir. Radyoterapinin eskiden en sık görülen yan etkilerinden biri ciddi cilt yanıklarıyken, bugün cildi koruyarak yogunluk ayarlı radyoterapi uygulanmaktadır. Kısacası gelişen teknoloji ile birlikte radyoterapi sırasında ve sonrasında akut ve geç yan etkileri görülme sıklığı giderek azalmaktadır.

Radyoterapi tümör hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA’da kırıklara yol açıyor

Radyoterapi tedavisinde iyonizan radyasyon kullanılmaktadır. Eğer X-ışınları kullanılıyorsa bu iyonizan radyasyon, hücre sitoplazmasında en fazla bulunan molekül olan su moleküllerini iyonlaştırır. Bu iyonlar da radikaller oluşturur. Ortaya çıkan iyon radikaller ve sonrasında da serbest radikaller, hücre çekirdeğinde bulunan DNA’da kırıklara yol açar. Radyasyonun etkisi aslında seçici değildir yani sadece tümör hücrelerine etki etmez.  Tümör hücreleri arasında ya da çevresinde bulunan normal doku hücrelerine de etki eder. Normal doku hücrelerinde DNA hasar tamir genleri sağlam olduğu için bu hücreler genellikle kendilerini tamir edip yaşantılarına devam edebilirler. Tümör hücrelerinde ise sıklıkla DNA hasar tamir genlerinde bozukluk olduğu için kendilerini tamir edemez ve tümör hücresinde ölüm gerçekleşir. DNA kırıkları; tek sarmal kırıkları ya da çift sarmal kırıkları şeklinde olabilmektedir. Çift sarmal yani iki zincirde birden kırık olması durumda genetik yapıda ciddi kayıp olduğundan ölüm gerçekleşir. Tek zincir kırıklarında ise hücre kendini tedavi edebilmektedir. Bu durum “radyasyon direnci” olarak karşımıza çıkmaktadır. Radyoterapide hedeflenen etki DNA’nın çift zincirinde karşılıklı genetik yapıyı tamamen ortadan kaldırabilecek şekilde çift zincir kırıkları oluşturmaktır. 

Tedavide en önemli hedef lokal kontrol sağlamak

Radyoterapi tedavisinde en önemli hedef lokal kontrolü sağlamaktır. Lokal kontrol sağlanırken de yan etkilerin en aza indirilmesi hedeflenmektedir. Tedavide yüksek lokal kontrol sağlanırken akut ve geç yan etkiler minimize edilmelidir.

Radyoterapide tedavi planlaması uzun ve önemli bir süreç

Radyoterapide de diğer tedavilerde olduğu gibi ilk ve en önemli aşama hekimin detaylı hasta öyküsünü alması ile başlar. Hiçbir tanı yöntemi hastadan daha kıymetli bilgiler vermez. Tedavi süreci detaylı bir fizik muayene ile devam eder. Bir sonraki aşamada da hastanın tetkikleri değerlendirilir. Bu veriler ışığında hastanın radyoterapiye başlaması gerekiyorsa, tedavi alanının belirlenmesi için planlama tomografisi çekilmekte ve radyasyon onkologları tomografi görüntüleri üzerinde hedef hacimleri, tümör taşıma olasılığı yüksek olan, mikroskopik hastalık taşıma olasılığı olan bölgeleri tek tek çizmektedir.  Ayrıca bu planlama görüntüleri üzerinde çevre normal dokular da çizilir. Daha sonrasında fizik mühendisleri tarafından hasta için en uygun tedavi planı oluşturulur. Sonrasında radyasyon onkologları ve fizik mühendisleri tedavi planını birlikte değerlendirmekte ve gerekirse planda değişiklik yapmaktadırlar. Bütün bu süreç birkaç gün sürebilmektedir. Bazı durumlarda bir hasta için onlarca farklı tedavi planı oluşturulabilmektedir. Yapılan plan amaca uygun hale gelmişse, planının kalite kontrol aşamasına geçilmektedir. Bu aşamada plandan gelen tüm bilgiler cihaz altında kontrol edilmekte  ve tüm kontroller yapıldıktan sonra tedavi aşamasına geçilmektedir. .

Radyoterapi tedavisinin planlama aşaması oldukça uzun ve önemli bir süreçtir. Bugün hemen her merkezde yüksek teknoloji cihazlar bulunmaktadır. Tedavinin başarıyla sonuçlanmasında cihazın kalitesinin yanı sıra o cihazı kullanacak ekibin deneyimi de büyük önem taşımaktadır. 

Tedavi yan etki riskini en aza indirecek şekilde planlanmalı ve uygulanmalı

Radyoterapi sırasında bazı akut ve geç yan etkiler; görülebilmektedir. Akut yan etkilere örnek olarak; üst karın bölgesine ışınlama yapılan bir hastada görülen bulantı ya da alt karın bölgesine ışınlama yapıldığında ishal veya hemoroid yakınmalarının tetiklenmesi verilebilir. Bu akut yan etkiler radyoterapi bittikten sonra birkaç hafta içinde geçmektedir. Esas önemli olan nokta geç yan etkilerdir. İyi bir planlama yapılmazsa, örneğin kalp bölgesinde yapılan bir tedavi damar sertliğine yol açarak, ileride kalp krizi görülme riskini artırabilmektedir.

Günümüzde teknolojik gelişmelerle birlikte radyoterapinin yan etkileri de en aza indirilmiştir. Her tedavinin bir takım yan etkileri olabilmektedir. Önemli olan tedaviyi bu yan etki risklerini en aza indirecek şekilde doğru planlamak ve uygulamaktır. 

Radyoterapi bir ekip işidir ve bu ekip sadece radyasyon onkolojisi çalışanlarından oluşmamaktadır. Kanser tedavisi multidisipliner yaklaşım gerektirir. Hastanemizde radyologlar, pataloglar, medikal onkologlar, cerrahlar ve radyasyon onkolojisi hekimlerinden oluşan konseyimiz tam bir işbirliği ve uyum içinde çalışmalarını yürütmektedir. 

Sağlık Personelimiz

Haber Bültenimize üye olun.

Periyodik olarak haber bültenimizi size ulaştıralım.

...

Nesilden nesile hayat bize GÜVEN diyor.